19 Temmuz 2007 Perşembe

Sanal Dünya Üzerine Biraz da Çocukluk Hikayeleri ...

Severim ben dayımı iyi bir adamdır. Kaldırırdı havaya küçükkene tek eliyle beni, severdi. Yakışıklı karizma adamdır. Hayata karşı duruşu vardır, tarzı vardır. Şimdilerde evli göbekli bir adama 4 yaşımdaki bakış açımla hatıralarımda kalan foto imajlarla bakmaya çalışıyorum ki zor oluyor aslında bakarsan. Ve kendisi her daim para istenilesi bir adamdır da aynı zamanda. Dayı para versene dediğim zaman ne yapıcan diye sormazdı bile, beklediğimden fazlasını verirdi. Elini cebine attığı zaman birbiriyle içiçe geçmiş kağıt paralar yumağı olurdu, sağolsun bozuk paraları taşımazdı bile cebinde. :) ...

4 yaşımda sünnet oldum ben. Tabii ki o yıllar geleneksel ev şölenleri, tavuklu pilav ayranlar, zerdeler falan ortalığı ayağa kaldırıp mahalle mahalle İzmit içi turlar atmak her ailenin harcı değildi. Gayet mütevazi geçmişti. Önemli mi değil. O yıllar fenni sünnetçiler vardı camlarında yazardı kocaman, arasanız da bulurdunuz nerede olduğu belliydi. Eski kız meslek lisesi şimdinin Anaokulu olan Yenituran'da aralarda falandı benim sünnetçinin tükkanı. Önemi var mı ? Gene yok. Ama arasanız nasıl kasap yazan bir dükkan bulmak zor ise çarşılarda fenni sünnetçi bulmak da o kadar imkansız bir zamana geldik. 23 senelik fark var arada dile kolay..

Sünnetlerde saat hediye edilir de bize edilmez olur mu ? Hayatımın digital ilk nesnesiyle o zaman tanıştım ben.. İşte bir önceki paragraftaki Dayım Abime de bana da bir adet Stempo marka saat almıştı, hala fotoğrafı durur nasıl sırıtırız belli değil yattığımız yerden. :).. Dedim ya digital di, saniye göstergesi zıplardı ve takvimi de vardı. Hatta 2 tane dıştan düğmeli 1 de içe göçük ortadan sadece iğnemsi bir cisimle basılabilen ayar düğmesi vardı. Şimdilerde bunların orjinal isimleri farklıdır da ben çocuksam onlar da benim saatimse, yandaki tuşlar da düğmedir gözümde kimse karışamaz. :)

Abimden nefret etmeye başlamam da o yıllara dayanır. Aslında meraklı kurcalamasını seven bir o kadar da bozan, bozuk olan birşeyi tamir edicem diye girişip de komple dağıtabilen ilginç bir insandır. Çalışan işleyen her mekanizmaya müdehale edebilitesi vardır, uzak tutulması gereken de bir adamdır. Kendi saatini bozması çok uzun sürmemekle beraber benim güzel saatime hadi gel içini açalım bakalım ne varmış diyerek operasyon yapmak istemesi de çok uzun zamanını almamıştır ; yapmıştır da.. Ulan 1 sene gitmedi o saatler.. İçinden çıkansa beyaz bir plastik üstü küçük baskı devre ve ardında pil vs. yanlarında da butonları basınca bir yerlere temas etmesi sağlanan telimsi bir düzenek. Kapağı çıkarmak çok zor olmamıştı, çakıyla açılmıştı. Ne geçti eline kocaman bir hiç ve tatmin edilmiş çocukluk dürtüsü..

O gün bugündür çalışan işleyen bir şeyin kendi kendine bozulma ihtimalini hep ikinci plana atmışımdır, mutlaka ya birisi kurcalamış ya da hatalı kullanmıştır. En azından pili bitene kadar çalışacağına emindim ben o saatin. Üzüldüm tabi her ne kadar merakımı gidermiş olsam da .. Buna benzer dur bakalım noolacak hikayeleri vardır ki yazmakla bitmez ayrı zaman ayrılması gereklidir.. Yazmak da gereklidir o ayrı..

Küçükken sorsan Subay olacaktım büyünce. Neden dersen hayrandım Atatürk'e. Hayatını anlatan küçük bir kitapçık vermişti Nihal Teyze bana, vatanı kurtarmış kolaymı ? Kendisi Subay okulu mezunu orduya girmiş falan. Ben de subay olmalıydım, saygın ve havalı bir ismi vardı bi kere.. Subay. O yıllar bilgisayar denen sektörün emekleme aşamasında olduğunu bilmek , gelecekte bu satırları yazmamı sağlayacak ortama kavuşacağımı bilmek çok uzak, hayalötesi, erişilmez bi durumdu. Bilgisayar programcılığı da ne demekti ? Düşünemezdiniz bile.. Zaman da kavramlar da hayata bakış açıları da meslekler de değişti. Tek umudum olan uçan arabaları görememek 2000 den sonra ise ayrı hayalkırıklığımdır not olarak da düşmek isterim.

Herşeyin gelişip bu noktaya geldiğini görmek beni nefret ettirdi bu digital yaşamdan. Halbuki nasıl da severdim teknolojiyi, bilgisayarları, elektronik aletleri küçükken. Uzaktan kumandalı arabam olmadı hiç benim ya da bir commodore 64 üm de olmadı, tekerlerini yere bastırarak geriye doğru çekip bıraktığında giden arabalar gayet eğlenceli ve içi açılıp kurcalanası şeylerdi (bozmuşluğum vardır :) ), ender olarak bilgisiyarı olan okul arkadaşlarımıza derslerini yapıp yapamadıklarını sorardık;hep hayran hayran bakardım küçükken. "Gün gelecek bilgisayarım olacak benim" derdim. Bilgisayar hakkında tek bildiğim Milliyet'in verdiği saman kağıdına basılı ansiklopedi de okuduklarımdı. Öyle çok zaman sonra falan severek ve isteyerek seçtiğim bilgisayar aleminde bu 2 lik basit dizgelerin karmaşıklaşmış günümüz dünyasına gelmiş olmasına hala hayretle bakıyor ve şu anda kucağımda yazdığım bu satırların bir notebookla internet ortamna blog diye tabir edilen ortama gönderilmesine de hayranlığımı gizleyemiyorum. Evet yıllar sonra aldım bir bilgisayar ve büyük marketlerde gezerken oyuncak reyonlarına uğramayı da ihmal etmiyorum. Artık uzaktan kumandalı arabam da var her ne kadar oynamasam da. Ve teknolojinin bugünlere geldiğini görmek beni sevindiriyor ama bir o kadar da ürkütüyor. Herkesin evinde bir bilgisayar ve internet olması fikri 10 yıl önce bir hayalse de şu anda gerçekleşebilen bir olgu.
Hatırlardım da küçükken Teyzem'e mektup yazardık Haftasonu gazetesine ilan verip tanışıp arkadaş olmak isteyen adaylara. Şimdi ise ben bir arkadaşlık sitesine üyeyim ve birbirini arayan insanlar resimleriyle önümde durmakta ve ben de sıkılmış blog yazıyorum. Bu kelime de çıkalı çok olmadı. Ama ne kadar çabuk kabulleniyoruz hayatın değişmelerini. Ve bu da beni ürkütüyor. İnsanlar herşeye alışıyorlar. Tıpkı sizlerin de benim de çağımıza ayak uydurmak için yaptıklarımız gibi. Ama farkında mısınız ne kadar da soğuk ve itici duruyor. Belki bir dershanede, cafede veya arkadaş ortamında tanışabilir insanlar. Neden interneti tercih ediyoruz ki ? Enteresan ki ne enteresan !
Varolmak duyguları içinde kaybolmak ve sonucu olarak başka varlıklara yönelmek ?! Hala imkan varken güzel diyalogları kaybetmemek dileğiyle. Bu dünya ve yeryüzü ilelebet böyle devam edemez. Virgül,

Kahramanlar ;

Dayım : Emekli 2 çocuğu var ve bir kuzenimin askerliği geldi artık para istemiyorum kendisinden :)

Abim : Hala kurcalamaya bozmaya devam ediyor en son bilinen vukuatı Palio marka arabamın direksiyon ayarıyla oynarken ayar kolunu kırması. (Sormuştum da merak etmiş, Allah Allah !! yaa, neyseki satabildim o halde arabayı :) )

Teyzem : Artık evli ve gazeteden bulmadı hayat arkadaşını.

Nihal Teyze : Aile dostu eski komşu, küçüklüğümün bize yağlı ekmek veren anneannesi.

Ben : Kucağımda laptopla buradayım ve hala yazıyorum... :)

.Nokta.

4 yorum:

Melinda dedi ki...

4 yaşında sünnet oldun yani...
Hımm! Olmasaydın bak burda 5. Sünnet şöleni var bu aralar..Hallederdik..
Ben senin dayıyı bir yerden çıkartıcam ama dur bakiim

Phateeh dedi ki...

:) Yorumun takılı kalmış onayıma ben de uzun süredir yazamıyorum malum sebepler yüzünden. Şölenleri pek sevmem ben toplu kıyıma giriyor :).. Dayıyı henüz görmedin zor çıkarırsın . Başka bir insan o.. :) .

Melinda dedi ki...

Valla 10 gün kadar bihabersin dünyadan blogundan :) peh!
Tatile gidicem ya ben ..sana emanet ediyorum..10 gün yazacaksın her gün..anlaşıldı mı Cowboy?

Phateeh dedi ki...

Peki Melinda cım :)