İnsan ne desin bilemiyor ya bazen. Öyle bir moddayım inan. Nasıl olur nasıl gider bilemiyorum. Geçen bunca zamana rağmen halen daha dün gibi gelmesi herşeyin insan beyninde acınacak bir duygu patlaması yaşanmasını barındırıyor. Evet şu anda askerim, kalan gün sayısı 27 ve buna rağmen diyorum ki birisi bu zamana dur desin. Bölünen hücrelerim saçlarımın aralarındaki tek tük olan beyazların artması. Yaşlanma belirtileri. Göz altı çökmeler. Birisi bu DNA yı bu anda dondursun lütfen. Yaşlanmaktan korktuğumdan falan değil. Bunlar zamanın geçtiğini belli eden şeyler. İnsan her yaşta kendince zaten mutlu olmasını bilebilir. Ama ben artık bundan çok uzağım. İnsanlara mutluluk dağıtıp güleryüz göstermekten kendime bişiy kalmadı. Bu böyle olmamalı ya da olmamalıydı. Her an herkese güleryüz dağıtması gereken ben değilim. Askerim, gurbetteyim bunun edebiyatını bile yapmadım. Yapamıyorum. Böyle birşey olamaz. Herkese gülücükler saçmam da gerekmiyor. Herkesin derdini anlattığı kişi de ben olmamalıyım. Neden tüm sırlar bende toplanır, herkes birbiri hakkında kötü düşünür ve bunu benle paylaşır? Neyim ki ben ? Ne olabilirim ? İnsan olmak ve herşeye olağan bakmak dışında yaptığım hiçbirşey yok halbuki. Dengeleri sağlayan denge unsuru olmaktan da bıktım. Ben olmasam olmuyor dimi de demiyorum. Ne haliniz varsa görün diyorum. Daha buradan arıyorum da telefonla herşeyin nasıl da değişmediğini görüyorum ve bu beni çileden çıkaryor. Amaaannn diyorum ne haliniz varsa görün. Gerçekten ne haliniz varsa görün diyorum. Döndüğümde herşey yine aynı hep aynı olacak. Bu bende düş kırıklığı da yaratmayacak. Neden çünkü böyle olacağını zaten her zaman olduğu gibi biliyorum. Artık sürpriz olsun yaw. Bir kere de sürpriz yapın. Şaşırtın beni ey insan evlatları. Ademoğulları :D.... İnsan ırkı. Şaşırt lan beni....!!!!
18 Nisan 2009 Cumartesi
11 Mart 2009 Çarşamba
Bunları yazmam lazım 2
Ayarı kaçmak : Genelde üst devrelerin alt devreler şımardığı zaman söyledikleri söylem.
Ayar vermek. Ayarı kaçanlara verilen ceza vs. Mesela üst devreler ayarı kaçan alt devrelere su basarlar. Onlar da paspas çeker. :)..
09 Mart 2009 Pazartesi
Bunları yazmam lazım
Bunları yazmam lazım çünkü askerim ;
Boru geldi : Başka bir yerde olan olay yüzünden bizimkilere artı bir emir geldiğinde ya da yeni bir düzen geldiğinde kullanılıyor.
Ya da birisi yanlış yaptı mı tüm mangaya verilen ceza o mangaya boru getiriyor.
Cavit : Cep Telefonu
Dansöz : Radyo
5 5 : Askerde birşeyin çok iyi olduğunu anlatan ifade, 4 4lük demiyorlar da 5 5 diyorlar nedense ? :)
Araç göte girdi : Devriye atan komutan eğer kulede nöbetçiyi uyurken yakalarsa Araç göte girmiştir.
Götü başı oynamak : Diyelim adam alt devre, üst devrelerine artistik yaparsa götü başı oynamış oluyor. Ya da şımarmak diyelim.
Şafak demiş jony mony : Şafağı az kalanların kullandığı bir tabir, nerden çıkmış kim bulmuş bilinmiyor.
Poşet : Kısa dönem asker.
Çuval : Kısa dönem askerin son günlerinde aldığı isim.
Daha aklıma gelmiyor, gelirse eklerim. :)))
21 Ocak 2009 Çarşamba
Düşmedim daha
Bu satırları kısa bir zaman aralığında küçün net kafeden yazıyorum. Bilgisayarın ve sosyal hayatın özlemi bir yana asker olmak da başka bir yana. Hiç bir şeye vakit bulamamak da bambaşka bir yana. Geri döneceğim elbet ve düşmedim daha. Tüm zorluklara rağmen herşeye pozitif yönden bakmayı bilmeli insan ve öyle de devam ediyorum. O yüzden ayaktayım zaten. Buraya aslında not aldığım kısa günlük şeyleri yazacaktım ama buna vakit yok. Ben de içimden ne geliyorsa ne istiyorsam öyle yazıyorum. Ve iyi yapıyorum. Askerliğin özeti : İnsan sabrının zorlandığı nadide bir yer. Gerisi belki daha sonra, byyeeesssss .. ! :)
12 Aralık 2008 Cuma
I'll be back.
Wayy be
Yaşayacak çok şey var daha
Yazacak da çok şey var
Bekle beni
Döneceğim
Hayatı baştan yazmaya geleceğim.
Başka bir şehirde başka bir ortamda başka başka şeyler yapacağım
Bir sürü yeni anılarım olacak
Bu hayatın dönüm noktası ve yaşanması gereken bir zorunluluk
Bekle beni Mardin seni görmeye geleceğim
Sakın alınma İzmit seni nerede olsam özleyeceğim. ;-)
17 Kasım 2008 Pazartesi
Bay bay
Kon yatağının üzerine,
Hadi kur bağdaş,
Aç laptopun ekranını biraz daha geriye doğru .
Yaz bakalım aklından geçenleri, hissettiklerini
Nasıl olsa çayın bisküvin de gelmiş
İstersen damar da bir şarkı aç he ?
Enuma Elish mi ? Arabesk Günler mi paklar acaba ?
Yoksa bira ve kahve mi ?
Yoksa Face in the send mi ?
Şarkıların belirli bölgelerine çok takılırım
O yüzden mesela bir çok şarkıyı aynı melodiyi ya da vokalistin aynı çıkışını yaklamak ister
Tekrar tekrar geri alırım
Yıktın reva mı ? Yanacaksın bilseeeeeeeeğğğeeennn. Bu kısım sanki biraz isyan. Hafif biraz serzeniş anlatıyor.
Enuma Elish, Nam-ı diğer Babil yaratılış destanı.
Bir müzikal çıkış bir müzikal çıkış ki.. Hayya elel felah derken backvokaldaki eleman öndeki vokalin ve müziğin darbesini hissedebilirsiniz. Ama özümsemeniz lazım.
Her ghost in the fog.. Nakaratın sonu, bir çığlık. Gel de çıldırrrma işte.
Face in the sand in ise girişine takılıyorum, dance of the death in melodisine bitiyorum.
Solitude un sürekli gaza giden ve gaza getiren 2. kıtası. Ve muhteşem vokal... Sanki hiç bitmeyekmiş gibi. Çok iyidir.
Bunlar benim aklıma gelenlerden örnekler bir kaç tane, say say bitmez.
Peki aklına gelir de yaz yaz biter mi ? Aslında o da bitmez.
Kasım ayındayız ve ben aşkın bir başka olduğuna inanmıyorum bu mevsimde. Soğukta hiçbirşey güzel değildir çünküü.. :)
Yok canım alakası yok. Iron Maiden albüm yapmadıysa bu kış böyle hüzünsüz geçer, havada asılı kalır benim açımdan. O yüzden işte yalnızım ya işte. Hayır yani birliktelik adına demiyorum yaşadıklarımdan mıdır ? Yaşayacaklarımı bilmemden ya da tahmin edebilmemden mi nedir bilemiyorum. Kendimi yine yalnız hissediyorum. Hiç bir yere hiç kimseye ait hissedemiyorum. Aidiyet problemim var. Artık yalnız yürümek istiyorum sabah işe giderken, yalnız oturmak istiyorum otobüslerde yanıma kimse gelmesin kimse bana dokunmasın istiyorum. Rahatsız etmesin, kimse konuşmasın benimle. Hele saçma sapan fikirlerle sakın ha sakın bana bişeyler aktarmaya çalışsın istemiyorum. İçimden geçen ne mi o anda ? Dirseğimle bir tane ağzına patlatmak oluyor inanın bana. Gereksiz yere çember etrafında dönüp içine dalmayanlara nasıl sinir oluorsam öyle de sinir oluyorum gereksiz muhabbete..
Peki ama gerekli olan ne ?
Buna da karar vermedim ki işte o yüzden sesimi çıkarmıyor ortamdan uzaklaşıyorum mümkün olduğunca...
Buna yaşanmışlık mı dersin sıkılmışlık mı bilemem. (Neyi biliyorsam sanki?) Hal bu, içinde bulunduğum durum bu..
Size çay ve bisküvi getiren bir anneniz varsa, dünyanın sayılı şanslı insanlardansınız demektir. Anneler sağlam insanlardır sahip çıkmak gerekir. Kral insanlardır. Bak bu da aklımdan geçti az önce. Ben bu üşengeçliğimi nasıl yenicem yaaa :( ? ..
Duygusal fırtına kopsun istiyorum ve açıyorum Rotting Christ ı... Bakalım ne kadar coşucam ?
Üff şekeri az karıştırdım çay bi tuhaf geldi...
Ama kafa sallamama mani bir durum değil. ehe..
Ayaklarımı uzattım artık, uyuştular çünkü. Laptop da kucağımda. Şimdi daha rahat yazılıyor. Yalnız uzatılan ayaklardan bir tanesi diğerinin mutlaka üzerinde olmalı. Korunma hissi mi veriyor denge mi daha karar veremedim. Ama öyle olmalı. :)
Bugün öğleden sonra bir olay oldu nedendir bilmiyorum, bir anda kendimi acayip gergin ve kızgın hissettim. Aklıma çok tuhaf şeyler geldi. Sanki yıllardır orada çalışan ben değilmişim gibi. Karmaşalıklar yaşamaya başladım. Acayip sinirliydim, tahammülsüzdüm. Suratımı asıp monitöre çatık kaşlarımla bakarak iş yapmaya çalıştım. Kimseye iyi akşamlar demeden çıktım. Eve gelmek de istemiyordum ama çarşıya çıkmak da istemiyordum. Sonra 60 Evler arabası beklemek istemiyeceğim diyip servise bindim ve 1 saat sonra evdeydim. Çok tuhaff. Şimdi de Rotting Christ dinliyorum. Kafam da güzel değil. Death mi dinlesem ? Ne yapsam ya ? Karar veremedim. Garipsedim kendimi. Oturup bir yazı yazayım dedim. Açılırım diye, Dexter takıp seyretmek de istedim, eski fotoğrafları kurcaladım, facebooka baktım. Sonra kucağımda laptop yazarken buluyorum bunları. Ne kadar acayippp ya. Yarın sabah da işte bulucam kendimi. 15 gün sonra dışında. Sonra aklıma gelmedik bir yerde. Sonra yeşillerde.. Sonra gelicem ve hayat ne kadar garip gelecek. Eskileri özlüycem belki yine. Öyle olsaydı böyle olurdu muhakemeleri yapacağım. Belki araba alacağım bir tane kendime ve yeniden yollarda yeniden serserilik peşinde koşturmaya çalışıcam. Sağlıklı olmayacak bu durum ama yine yaşamaya devam edicem belki. İlgincim ama sıradanım. Aynıyım. Farklı değilim. Kendi içinde aynıyım. Bana güç verecek bir varlık arıyorum. Kendim daha fazla güçlü olmak istemiyorum. Yetti çünkü.
Bay bay...
Ne diyosun ?
Eski öpüşleri sil dudağından
Yalnız beni düşün yalnız beni sev
Sil tüm bakışları bakışlarından
Yalnız beni düşün yalnz beni sev
Bunlar benim fikirlerim değil elbet.
Bir şarkı sözü
Sanat müziği hem de.. Güzel de sayılır fena değil
Yalnız beni sev bencilliğinde insanoğlunun nerelere varacağını, ne yapabileceğini hayal edebilir misiniz ? Ben ettim biraz sanki. Hiç de hoş olmadı üstelik.
İstersen dağlardan kar getireyim
İstersen bağrımdan kor getireyim
Yanan yüreğimi durr getireyim
Yalnız beni düşün yalnız beni sev..
Aynı şarkının devamı
Ne güzel 3 mısra ama yine beni düşün yine yalnız beni sev diye bitmiş.
Düşünüyorum düşünüyorum da ...
Ben mi çok can yaktım, yoksa benim mi canım yandı daha fazla.. Uzun zamandır duygusal burukluk da yaşamadım halbuki. Yani yaşıyorsun geçiyor ama etkisi sürüyor ya, işte bende o da olmuyor. Kahredemiyorum zaten epey zamandır ne geçmişime ne yaşadıklarıma. İç de geçirmiyorum. Baktığından geçirmemeliyim de zaten teknik olarak. Ama şöyle olsaydı böyle olurdu gibi muhakeme yeteneğimi kullanmak dahi istemiyorum. Önüme geliyor, yaşıyorum bitiyor gidiyor...Biraz da olsun burukluk ya da duygusal izler kalması lazım. Ama ve fakat olmuyor..
Biliyorum bunları yazıyorsun
Ben de biliyorum daha sonra aklına geliyor okuyorsun.
Belki çok nadir bir başkası okuyor.
Kimse okusun diye yazmadığını da biliyorum.
Okusa ne okumasa ne diyorsun
Neden online ortama taşıyorsun ?
Harddiskin uçsa eğer
Sen de aynı şeyi yapardın biliyosun
Ne diyosuuuunnnnn....... ???? Ne diyosunnn ne ?
Gideceğim
Hep hissiyatta kaldı yaşananlar
Hep anlatılmaz ama yaşanır şeyler yaşadım
O yüzden yaşamakla yetindim sadece
Ve anlatmamakta direndim
Artık hissetmeyeceğim
Anlatmayacağım sadece yaşayın diyeceğim
Dinlemekten de sıkıldım artık
Arkama bakmadan gideceğim...
01 Ekim 2008 Çarşamba
Neden ?
Ne ki bu ?
Hep aynı kelimelerle döndürüp dolaştırılıp aynı şeyin sürekli dışa vurulmaya çalışılması.
Ne bu ?
Sürekli soru kelimeleri
Sürekli soru cümleleri
Gereksiz yere uzayıp giden satırlar
Dertliyim ama derdimden anlamazsınız tavırları falan ?
Ne bunlar ne ?
İnsanların varlığını ispatlama çabasından başka bir şey değil işte.
Farkında olun ben de hayattayım. Sizlerle beraberken böyleyim ama aslında öyle değilim ben şöyleyim demeler falan..
Mesleğim değil ki edebiyat yazarı falan değilim.
Herkesin özgürce kendini ifade edebilitesi olmalı ama bu da böyle olmamalı.
Herkes umursandığını düşündüğü sürece hayatta olduğunu, varlık bilincine ulaştığını düşünüyor.
Saçma sapan haller işte.
Varlığını sorgulayıp cevabını bulamamış insan modelinden başka değil bu yansımalar aslında.
Ukalalığın dik alasına giden ama ben ukala da değilim diyerek üstüne bastırılan gereksiz safsatalar.
Sürekli can sıkkınlığı
Sürekli bunalımlar
İçinden çıkılmaz gereksiz hal ve tavırlar
Hayattaki varlık nedeni nedir ki insanın ? Bulamazsın cevabını bi şekilde ben de yaşıyorumun ispatı gibi görünür bu yazılanlar.
Sürekli bir what is matrix durumları, hissiyatları.
İnsanların gerçekte olmadığı ve hiç de olamayacağı hal ve tavırları filmlerde, kitaplarda belki dizilerde bulma çabaları.
Zevk ve beğeniyi aşan haller.
Kısacası kendini asla olamayacağı durumlarda hayal etme dürtüsünün daha da ileriye gitme çabası.
Başka da hiçbirşey değil ...
Tek soru nedennnnnn
Hayata sizi bağlayan nedirrrr ?
Neden buradasınız farkında mısınız ?
Neden neden neden neden neden neden neden neden neden neden ?
30 Eylül 2008 Salı
Değilim
İçsel derinliğimi anlatacak kadar saf değilim.